T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜLTÜR VARLIKLARI VE MÜZELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Avrupa Arkeologlar Birliği Toplantısı İstanbul’da Gerçekleştirildi

Her yıl başka bir Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen Avrupa Arkeologlar Birliği Yıllık Kongresi’nin 20’incisi 10-14 Eylül 2014 tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı. Ana teması “Birleştiren Denizler, Sınırlar Aşan Kültür İlişkileri” olan kongre, Sayın Bakanımız Ömer Çelik’in katıldığı açılış programıyla başladı.
 
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun da katıldığı açılışta, Sayın Bakanımız Ömer Çelik,  İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca ve İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinan Mert Şener, Avrupa Arkeologlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Friedrich Lüth ve Kongre Eşbaşkanı İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr Turgut Saner davetlilere hitap etti.
 
Sayın Bakanımız Ömer Çelik, kongrenin açılış programında yaptığı konuşmada, bilim insanlarını dünyanın başkenti İstanbul’da misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu belirtti. Anadolu’nun arkeologların ilgisini çeken adeta bir açık hava müzesi olduğunu vurgulayan Sayın Bakanımız Ömer Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:
 
“Kıymetli bilim insanları, hepinizi dünyanın başkenti İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade ederek başlamak istiyorum. Sayın Friedrich Lüth konuşmasında bir atıf yaptı. Kendisine şöyle bir iddiada bulunacağım: Bizim hükümetimiz, hükümet üyelerinin özgeçmişlerini incelediğiniz zaman, entelektüel hayattan en çok üye barındıran hükümet olma iddiasını taşıyor. Pek çok hükümet üyesi arkadaşımız, siyasete girmeden önce ya da siyasi hayatları boyunca entelektüel hayatın içinde aktif olarak yer almış insanlardır. Bu bakımdan, çok emin değilim ama şöyle bir iddiada bulunabilirim: Belki de Avrupa’da içinde entelektüel hayattan en çok bakan barındıran hükümete sahibiz.
 
Bu bakımdan hepinizi hükümet olarak da İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu ifade etmek isterim. Hükümetimiz adına da bu konferansı çok önemsediğimizi burada belirtmek isterim. Avrupa arkeologları arasında iletişim, bilimsel ortaklık, paylaşım ve gelişmeyi sağlamak ve sorunların çözümüne katkıda bulunmak amacıyla kurulan Avrupa Arkeologlar Birliği’nin 20. Yıllık Kongresi'ne ev sahipliği yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Tabi geçen 20 yılda ev sahipliği yapmamış olmamız büyük bir eksikliktir. Bundan sonra uygun görüldüğü takdirde daha büyük organizasyonlara ev sahipliği yapmak için hazır olduğumuzu size ifade etmek isterim.”
 
İnsanlığın en büyük hazinesinin tarihin bıraktığı miras olduğunu dile getiren Sayın Bakanımız Ömer ÇELİK, şöyle devam etti:
“Bizim büyük bir düşünürümüz var: İbn-i Haldun. Medeniyet ve medeniyet tarihi üzerine çok önemli görüşleri var. İbn-i Haldun der ki: 'Geçmiş ve gelecek, suyun suya benzemesinden daha fazla birbirine benzer'. Hakikaten de öyledir. Bu, siyasi ve toplumsal tarih açısından da öyledir. Geçmişin hikayesinin daha anlaşılır hale gelmesi, günümüz insanının ve yaşadığımız çağın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Tarih ve antropolojiyi besleyerek, kültürü ve geçmişi irdeleyen arkeoloji, sahip olduğu disiplinler arası metodoloji ve birikimle geçmişe ait anlamlı ve tutarlı açıklamalar yapmakta ve yarına ait tasavvurlarımıza ve düşüncelerimize dayanak oluşturmaktadır. Arkeoloji, geçmişe dönük bilinmeyenlere, belirsizliklere, yanlış anlaşılmalara, hassasiyet ve sabırla elde ettiği somut obje ve belgelerle açıklama getirmektedir.
Bu bakımdan arkeoloji, tarihin ideolojik bir alan olmaktan kurtarılmasına da büyük hizmet etmektedir. Arkeoloji sayesinde tarihin puslu sayfalarını aralayarak inançları, siyasi ve sosyal ilişkileri, sanatı, bilimi, insan-doğa ilişkilerini sebep ve sonuçlarıyla görebiliyoruz.
 
İnsana, topluma ve insanlığa ait her tespitimizin belli bir tarihi geçmişi olmalı ki hem hedef kitlede bir yer edinebilsin hem de geleceğe yönelik bir katkı sunabilsin. Geçmişi iyi okuyamamış hiçbir söz ya da hareket geleceğe ait muhkem tespitler ve politikalar ortaya koyamaz. Bu bakımdan arkeoloji siyaset yapanlar için de zorunlu bir dayanak noktasıdır. Geçmişin hiçbir ayrıntısı, bilgisi ve belgesi göz ardı edilemez, silinemez ve yok edilemez.
 
Çünkü insanoğlu sadece deneyimleriyle değil, ancak geçmişten miras aldığı bilgi ve tecrübeler ile geleceği öngörebilir, uzun vadeli ve doğru kararlar alabilir. Bu noktada tarih bilgisi ve bu bilgiyi daha güçlü hale getiren arkeoloji disiplini hepimiz için fevkalade önem kazanmaktadır.
 
Toplumların sahip oldukları en değerli varlıkları, tarih boyunca geliştirdikleri medeniyetleri bu medeniyetlerin aynası hüviyetindeki yapıtlarıdır. İşte bu yapıtların ortaya koyduğu birikimin kuşaktan kuşağa aktarılması ile evrensel miras oluşur.
 
Bodrumlu Dionysios, Roma Arkeolojisi adlı eserini yazdığında Roma’nın, kuruluşundan I. Kartaca Savaşı’na kadarki geçmişini belirtmeyi amaçlıyordu. Bugün ise arkeoloji bilimi, insanlık tarihinin tüm evrelerini aydınlatma amacını gütmektedir.”
 
Dünya tarihinde Anadolu’nun önemli bir yere sahip olduğunu belirten Sayın Bakanımız, “Ülkemizde değerli bilim insanlarımız tarafından yapılan arkeolojik çalışmalar, Anadolu’nun zengin medeniyet birikimini ortaya çıkarmakta, bu toprakların medeniyetlerin beşiği olduğunu tüm dünyaya kanıtlamaktadır.
 
Dünyanın hiçbir kültür toprağı, uygarlık tarihinin en büyük devrimlerinin gerçekleşmesinde Anadolu kadar etken ve belirleyici olmamıştır. Tarih öncesi zamanlardan başlayarak tüm halklar, tüm dinler ve diller iç içe girmiş ve bir Anadolu alaşımı oluşturmuştur. Bu kutsanmış kadim kültür toprağının bu benzersiz özelliği bugün için de geçerliğini korumaktadır.
Anadolu'nun bu eşsiz coğrafyasındaki tarihi eserlere, seyyahların 16. yüzyıldan itibaren artan ilgisi sonrasında, 19. yüzyılla birlikte başlayan bilimsel çalışmaların 21. yüzyıl Türkiye’sinde çok uluslu, disiplinler arası, kurumsallaşmış kazı ve araştırmalara dönüşmüş olması kuşkusuz hepimiz için bir gurur kaynağıdır.
 
Ülkemizde 1931 yılında Türk Tarih Kurumu ve 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Arkeoloji Enstitüsü ile ciddi anlamda başlayan arkeolojik çalışmalar, bugün 40’tan fazla üniversite ve 60’tan fazla bölümde akademik anlamda devam etmektedir.
Diğer yandan yerli ve yabancı bilim insanları tarafından çok sayıda kazı, restorasyon ve yüzey araştırması yapılmakta, yeni ve gelişmiş tekniklerle birçok bilgi ve bulgu bilim dünyasının hizmetine sunulmaktadır.
 
Bakanlığımız, insanlığın ortak mirasına sahip çıkma bilinciyle arkeolojik çalışmalara destek vermektedir.
Yapılan bilimsel çalışmalarda Anadolu insanı misafirperverliğini göstermekte, Bakanlığımız da maddi ve manevi tüm imkanlarıyla bu çalışmalara destek vermektedir.
 
Bu çerçevede, 13 farklı ülkeden 60’a yakın yabancı ve 200’ün üzerinde Türk bilim heyeti tarafından Anadolu’nun muhtelif yerlerinde arkeolojik kazı ve araştırmalar yürütülmektedir. 2013 yılı sonu itibariyle Bakanlığımızca bu çalışmalara sağladığımız toplam mali destek yıllık yaklaşık 43 milyon lira seviyesine ulaşmıştır.
 
Amacımız topraklarımızdaki kültürel zenginlikleri kendimize saklamak değil, tüm dünya kamuoyuyla paylaşmaktır.
Diğer bir ifadeyle, binlerce yıllık insanlık tarihine ışık tutacak araştırmalar yapılmasını, bu araştırmalara destek olmak ve geçmiş medeniyetlere ait gün yüzüne çıkan bilgi ve belgeleri insanlığın kullanımına sunmayı hedeflemekteyiz. 
Zira kültür varlıklarımızın tüm insanlığın ortak değeri olduğuna inanıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarken söylediği gibi Cumhuriyetimizin temelinin kültür olduğuna inanıyoruz. Bu zengin toprakları hasat ettiğimizde ortaya çıkacak yegane şey kültürdür, medeniyettir ve tarihtir.
 
Her millet kendi varoluş kodlarının hikayesini, geçmişini, temelini araştırmalıdır ve bireylerin de bu çerçevede bilgi öğrenmeye ve talep etmeye hakları vardır. O yüzden gelecekte rol oynamak isteyen bir ülke için arkeolojik araştırmalar bir tercih değil zorunluluktur.
 
Çünkü milleti ve toplumları ayakta tutan şey, her zaman onun varoluş kodlarının bileşkesi olan kültürüdür. İşte bu kültürün derinliklerini araştırırken bize rehber olacak en önemli bilim dallarından biri arkeolojidir. Bu anlamda insanlık için kıymeti çok büyüktür.
 
Tarih içerisinde varlığını ve varoluşunu sürdüren milletler, kültürü bir varoluş kodu olarak algılayıp bunu gelecek nesillere aktarma konusunda yüksek iradeye sahip olan milletlerdir. Bu bakımdan kültür bizim açımızdan stratejik bir meseledir, varoluşsal bir konudur.
 
Ülkemiz sahip olduğu kültür potansiyelini daha etkin, daha verimli, daha güçlü bir şekilde yönetmeyi sağlayacak yeni bir yapılanma sürecini yaşamaktadır.
 
Bu çerçevede, evrensel değerleri taklit etmeden takip etmek, kendi koşullarımızda onları yeniden anlamlandırmak, yeni ve özgün eserlerin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır.
Çok değerli bilim insanları, zamanın ihtiyaçlarını göz ardı etmeden yerel değerlerimizi yaşatma, koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalarımızı artırarak onları evrensele taşımak ve çağdaş uygarlık düzeyinin parçası haline getirmek en büyük amacımızdır.
 
Dünyadaki gelişmeler ve değişmeler doğrultusunda Bakanlığımın temel stratejisi ve yaklaşımı, ülkemizde zengin ve üretken bir kültür ortamının oluşumuna zemin hazırlamak ve var olan kültür birikimini hızla harekete geçirmektir. Bakanlığımız yaptığı çalışmalarla kültür ve sanatı yalnızca belirli kesimlerin ilgi alanı olmaktan çıkarmıştır.
 
Ülkemizde arkeolojik çalışmalara paralel olarak arkeoloji, etnografya, bilim ve sanat müzelerinin açılmasındaki yükselen grafik bu kültürel çalışmaları toplumla paylaşma adına ortaya koyduğumuz projelerin somut neticesidir.
 
Bilimsel yöntemlerle açığa çıkarılan ve tüm insanlığın ortak değeri olarak kabul ettiğimiz kültürel mirasımız korunarak, gelecek kuşaklara aktarılacak bunun için gerekli her tür tedbir alınacak ve günümüz teknolojisinin ulaştığı imkanlardan yararlanarak müşterek çalışmalarımızı hep beraber sürdüreceğiz.
 
Bu bağlamda, bugün adeta bir açık hava müzesi olan Türkiye’de, kültür ve uygarlığın bir sistem içinde örneklenerek sergilendiği yerler olan müzelerimizin sayısı 388’i, çevre düzenlemeleri yapılarak ziyarete açılan ören yeri sayısıysa 136’yı bulmuştur.   
 
Sizlerle paylaşmak istediğim bir diğer husus ise yurtdışında bulunan ve yasadışı olarak ülkemizden çıkarılmış olan kültür varlıklarımızın iadesi konusudur. Daha öncede ifade ettiğim gibi biz, ülkemiz coğrafyasında bulunan her döneme ait kültür varlıklarını sadece Anadolu’nun değil tüm dünyanın ve tüm insanlığın ortak değeri olarak kabul ediyoruz. Ama takdir edersiniz ki kültürel her bir obje, var olduğu, yapıldığı ve kullanıldığı kültürel doku içerisinde bulunduğu zaman özel anlamına kavuşacaktır.
 
Bu açıdan biz sadece ülkemizden yasa dışı olarak çıkarılmış kültür varlıklarımızın iadesi için siz değerli bilim insanlarından bizi anlamanızı ve kuvvetle desteklemenizi rica ediyoruz.
 
Bu düşüncelerle, arkeoloji dilini konuşan çok sayıda bilim insanını bir araya getiren ve geniş içerikli bilimsel yayınları ile ülkemiz ve dünya arkeolojisinin bilimsel toplantı ajandasında önemli bir yer olduğuna inandığımız Avrupa Arkeologlar Birliği’nin 20. Yıllık Kongresi'ne ev sahipliği yapan İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi başta olmak üzere, kongrenin gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkesi kutluyorum. Sizlere bir kere daha dünya medeniyetinin ana vatanı Anadolu’ya  hoş geldiniz diyorum.”
 
Sayın Bakanımız Ömer Çelik, daha sonra Avrupa Arkeologlar Birliği tarafından belirlenen akademisyen, arkeolog ve öğrencilere ödüllerini takdim etti.
 
Çeşitli ülkelerden yaklaşık 2500 kişinin katıldığı kongrede arkeoloji, arkeometri, kuram, bölgeler arası kültürel ilişkiler, kültürel miras yönetimi, toplumda farkındalık yaratma ve sosyal değişim modellerine ilişkin 2000’e yakın bildiri sunuldu. Etkinlik çerçevesinde 260 poster ve 13 sergi düzenlendi. Bu sergiler arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nde açılan  “ MENDEL – SEBAH Müze-i Hümayun’u Belgelemek” isimli sergi ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekti