|
Antik Şehirler SİDE Eski Pamphylia’nın en geniş limanı olan Side, denize doğru kuzey-güney
yönünde uzanan küçük bir yarım adanın üzerinde kurulmuştur. Hem
Strabo hem de Arrianos, Batı Anadolu’daki Aeolia’da bulunan Kyme’den göçenler
tarafından kurulduğunu kaydeder. Büyük olasılıkla, bu kolonileşme M.Ö. 7.
yüzyılda olmuştur. Arrionas’a göre göçmenler Kyme’den Side’ye geldiklerinde
lehçeyi anlayamamışlar ancak yerli dilin etkisi öyle büyük olmuş ki kısa bir
süre sonra yeni gelenler kendi dilleri olan Yunanca’yı unutmuşlar ve Side’nin
dilini konuşmaya başlamışlardır. Yapılan kazılarda bu dilde yazılmış birkaç
yazıt ortaya çıkmıştır. M.Ö. üçüncü ve ikinci yüzyıllara ait bu yazıtlar, henüz
çözülememiştir ancak, yerel dilin kolonileşmeden sonra birkaç yüzyıl daha
kullanıldığını kanıtlarlar. Side kazılarında bulunan başka bir obje, M.Ö. 7.
yüzyılda ait Neo Hititler’e ait olabilecek bazalt sütun kaidesi, bölgenin eski
tarihi hakkında da bir başka kanıt sağlar. “Side” kelimesi Anadolu kökenlidir ve
nar anlamına gelir.
Bundan sonra, Side’nin Likya ve Pers hakimiyetinde olduğu dönemlere ilişkin
hemen hemen hiç bilgi bulunmamaktadır. Ancak, şehrin Pers egemenliği altında
olduğu beşinci yüzyıl süresince hala kendi parasını basıyor olması, Side’nin o
dönemlerde de büyük ölçüde özgür olduğunun göstergesidir. Side, karada ve deniz tarafında güçlü surlara sahip olmasına rağmen M.S.
333’te herhangi bir savaşa girmeden Büyük İskender’e teslim oldu. İskender’in ölümünden sonra, Side uzunca bir süre Ptolemaic ve Seleucid
İmparatorlukları’nın egemenliği altında kalmıştır ve M.Ö. 190’da büyük bir deniz
savaşına tanıklık etmiştir. Bu çarpışma, Roma ve Pergamum’un desteklediği Rodos
filosu ile Syria Kralı III. Antiochos’un, ünlü Cartagenalı Hannibal
komutasındaki filosu arasında olmuştur, ancak Rodos kuvvetleri kazanmıştır. M.Ö. ikinci yüzyılda Side, Pergamum’un Attaleid kuvvetlerini uzak tutmayı
başarmış ve varlıklı bir ticaret, bilim ve eğlence merkezi haline gelerek
bağımsızlığını korumayı başarmıştır. Side’nin eğitim ve kültür merkezi olarak
Doğu Akdeniz’deki önemi, M.Ö. 138’de Syria tahtına çıkan VII. Antiochos’un
gençliğinde eğitim alması için Side’ye gönderilmesinden de anlaşılabilir. M.Ö. birinci yüzyılda Side büyük bir talihsizlik yaşamıştır, Cilicia
korsanları şehre el koymuş ve kendileri için bir deniz üssüne ve köle pazarına
dönüştürmüşlerdir. Side halkı, büyük ihtimalle kendilerine de hatırı sayılır
miktarda kar sağladığı için bölgenin adının kötüye çıkmasına neden olduğu halde
bu tür bir ticarete göz yummuştur. Sert yanıtlarıyla ve nükteli sözleriyle
meşhur Stratonicus, “En kötü, en hain insanlar kimlerdir?” sorusuna şu yanıtı
vermiştir: “Pamphylia’da Phaselisliler ancak dünyada Sidelilerdir.” Ünlü Roma
Generali Pompey, M.Ö. 67’de korsanların hükümdarlığına son vermiş ve Side halkı
generale ithafen anıtlar ve heykeller yaptırarak şehrin kötü adını silmeye
çalışmıştır. Roma yönetiminde, özellikle ikinci ve üçüncü yüzyıllarda bölge
valisinin ve idari personelinin merkezi bir metropol haline gelen Side, ikinci
bir altın çağ yaşamıştır. Geniş limanı sayesinde, Side bu dönemde özellikle
Mısır başta olmak üzere tüm Akdeniz ülkeleri ile ticari ilişkileri
geliştirmiştir. İthal edilen mallar Side’den karayolu ile Orta Anadolu’ya
ulaşırdı. Side’nin ticaret merkezi olarak önemi, sadece ana caddeleri dolduran
dükkanlardan değil aynı zamanda en dar kenar sokaklarda ve ara yollarda bile
kurulan yüzlerce dükkandan da anlaşılabilir. Side, ayrıca önemli bir köle
ticareti merkezi olmaya da devam etmiştir. Mısır’da bulunan Roma İmparatorluğu
dönemine ait belgeler, bu kölelerin çoğunlukla Afrika’dan Side’ye gönderildiğini
kaydeder. Side’nin korsanlığa fırsat vermeyen büyük bir ticari filoya da sahip
olduğu bilinir. Deniz ticareti bir çok tüccarın varlığının kaynağı olmuştur. Bu
varlıklı tüccarlar sadece servetlerini artırmak için çalışmamışlar aynı zamanda
şehir halkının yararına işler de yapmışlar, şehrin güzelleşmesi için, sosyal ve
dini teşkilatlar kurulması için, aynı zamanda yarışmalar ve oyunlar düzenlenmesi
için büyük bağışlarda bulunmuşlardır. Bir geç dönem kapısının üzerinde bulunan
bir yazıtta, adı okunamayan iki kişinin memurlar ve ihtiyar heyeti için bir
deipnisterion’ları yani aş ocakları olduğu yazılıdır. Modesta isimli bir kadın
gladyatör karşılaşmalarını, Tuesianos isimli bir başka Side sakini de
denizcilerin Side’ye dönüşünün kutlandığı şölenleri düzenlemiştir; bir çift
hayırsever karı koca ise Side’nin su sisteminin tamirini kendi ceplerinden
sağlamıştır. Bugün Side’de hala ayakta duran binaların ve anıtların büyük bir
kısmı bu muhteşem döneme aittir. Side’nin
son bolluk yılları, Doğu Pamphylia Piskoposluk merkezi olarak hizmet verdiği
M.S. beşinci ve altıncı yüzyıllarda yaşanmıştır. Bu dönemde yapılanma çok fazla
olmuştur ve şehir surların dışına doğru genişlemiştir. Yedinci yüzyılın
ortalarından itibaren Arap filolarının Anadolu’nun güney kıyılarına yıkıcı
saldırıları, bölgeyi savaş alanına dönüştürmüştür. Doğal olarak Side de bu
savaştan etkilenmiştir; kazılarda, şehrin Araplar tarafından tamamen yakıldığını
gösteren yanmış küle dönmüş katmanlar ortaya çıkarılmıştır.
12. yüzyıl Arap coğrafyacısı İdrisi’ye göre, Side bir zamanlar büyük ve
kalabalık bir şehirmiş ancak yağmalandıktan sonra Side sakinleri Side’yi terk
etmiş, iki gün süren yolculuğun ardından Antalya’ya yerleşmiş; böylelikle
İdrisi’ye göre Side “Eski Antalya” olarak anılmaya başlanmıştır. Karadan ve denizden gelen tehlikelere karşı korunmak için Side, dört taraftan
yüksek surlarla çevrilmiştir. Yapılan tamirlere ve revizyonlara bağlı olarak
deniz surları yüzyıllardan beri daha fazla değişikliğe uğramıştır ve orijinal
görünümünü büyük ölçüde yitirmiştir, hatta kimi bölümleri yıkılmıştır. Özenli
bir şekilde yığma taştan yapılmış olmalarından dolayı deniz surlarının aksine
kara surları ve bu surların kulelerinin tümü ayaktadır. Şehre, doğu istihkam
duvarlarındaki iki kapıdan girilir. Geniş ana kapı Helenistik dönemde inşa
edilmiştir. İki yanında iki kule vardır ve at nalı şeklindeki avluya açılır. Bu
avludan ve kare bir odadan geçilerek şehre girilir. Perge’deki gibi kapı ve avlu
kompleksi M.S. ikinci yüzyılda birkaç kat sütun ile süslenmiş ve onur
törenlerinin yapıldığı alan haline dönüştürülmüştür. Yine Helenistik döneme ait
olan ikinci büyük kapı, şehrin kuzeydoğusunda bulunur; kare kulelerin arkasında
gene kare şeklinde bir avlu yer alır. Ana cadde kuzeydoğu kapısından başlar ve neredeyse tamamen düz bir çizgi
halinde yarımadanın batı ucu boyunca uzanır. Bu cadde boyunca şehrin başlıca
resmi binaları ve meydanları yer alır. Kazılar mükemmel tasarlanmış bir
kanalizasyon sistemini ortaya çıkartmıştır. Tonozlarla örtülü olan bu sistem ana
caddelerin altında olduğu gibi daha küçük caddelerin altında da yer alır. Şehir surlarının dışında ve ana kapının tam karşısında önündeki üç nişle ve
bir çeşme ile görkemli bir şekilde süslenmiş cepheden oluşan anıtsal çeşme,
nymphaeum uzanır. Borulardan gelen su, bu nişlerin ortasındaki fıskiyelerden
akardı. Şehrin ticari ve kültürel etkinlik merkezi olan agora, sıralı kemerleri olan
cadde boyunca uzanır. Bugün müzenin hemen karşısından agoraya girilebilir. Bu
kare alan dört tarafında portico’larla çevrilmiştir. Portico’ların
kuzeydoğusunun ve kuzeybatısının arkasında bulunan dükkan sıraları günümüzde
hala görülebilir. Agoranın güneybatı köşesinde, tiyatroya komşu bulunan ilginç,
kubbeli yapı, şehrin latriumu ya da halk tuvaleti olarak hizmet vermiştir. Bu
yapı, Anadolu’daki en süslü ve en iyi korunmuş latrium örneğidir. Yapının
önündeki bir kanaldan temiz su akarken, 24 tuvalet kapasiteli bu yapıdan pislik
kanalizasyonlarla atılırdı. Agoranın tam ortasında, Tyche’ye (Şans Tanrıçası)
ithaf edilmiş olan daire biçimli bir tapınak vardır. Orijinalinde dış çevresinde
12 sütun bulunan ve çatısı piramit şeklinde örtülmüş olan bu tapınaktan günümüze
kalan tek şey tapınağın podyumudur. Bu agora; güney kenarı boyunca uzanan bir cadde ile ikinci agoraya, devlet
agorasına bağlanır. Bu agora planı da karedir ve Ion tarzı sütunları olan
portico’larla ile kuşatılmıştır. Agora’nın ortasındaki yüksek platformun
gösteriler için ve kölelerin satışı için kullanıldığına inanılır. Doğu
portico’sunun arkasında mimari özelliklerine göre bir imparatorluk sarayı ya da
kütüphane olduğu düşünülen geniş, süslü üç odalı yapı vardır. Hala mevcut olan
kalıntılardan, yapının iki katlı olduğu ve görkemli bir şekilde heykellerle
bezendiği anlaşılır. Orijinal dekor stilini göstermesi için yerinde bırakılan
Nemesis heykelinden ayrı olarak kazılar süresince bulunan tüm heykeller Side
Müzesi’ne taşınmıştır. Günümüzde
müze olarak kullanılan agoranın hamamı M.S. beşinci yüzyıla ait beş odalı bir
Bizans yapısıdır. İki kemerli bir kapıdan girilir. Küçük bir soğuk su havuzu
bulunan ilk oda frigidarium’dur. Buradan taş kubbeli terleme odasına yani
lokonicum’a geçilir. Yapının üçüncü ve en büyük odası sıcak oda ya da diğer
adıyla caldarium’dur. Hamamın ısıtma sistemi mermer zeminin altından geçer.
Caldarium’dan sonra dar bir kapıdan geçilerek iki odalı tepidarium’a ya da
yıkanma alanına girilir. Hamamın önünde yıkanmadan önce insanların spor
yaptıkları portico’lu avlusu olan palaestra vardır.
Sonraki yıllarda şehrin giriş kapısı olarak kullanılan takın yanında sonradan
kısmen restore edilmiş güzel bir anıt bulunur. Bu anıt iki aedicules (türbe)
arasında bulunan bir nişten oluşur. Arşitrav’da (Yunan ve Roma mimarisinde
sütunların üzerine yatay biçimde gelen kiriş) bulunan bir yazıta göre bu anıt
İmparator Vespasion ve oğlu Titus anısına M.S. 74’te yaptırılmıştır. M.S.
dördüncü yüzyılda, son dönem şehir surlarının yapımı sürerken bu anıt şehrin
herhangi başka bir yerinden buraya getirilmiş ve çeşmeye dönüştürülmüştür. Tiyatro, planı ve yapı tipi ile Anadolu’da mevcut bulunan tek örnektir. M.S.
ikinci yüzyılda Helenistik temeller üzerine inşa edilmiştir. Side düzlük bir
alan üzerine kurulduğundan tiyatronun üst sıraları ancak doğanın izin verdiği
kadar yükseltilebilmiştir bu da çok dik değildir; alt sıralar ise kemerli bir
altyapı üzerinde uzanmaktadır. Cavea’yı ikiye bölen 3.30 metre genişliğindeki diazoma’nın altında 29 oturma
sırası sayılabilir. Üst bölümünde 29 oturma sırasından sadece 22 tanesi hala
ayaktadır. Böylece, 16–17 bin kişilik kapasiteye sahip olan bu tiyatro Pamphylia
bölgesinin en büyük tiyatrosudur. Alt bölümün dış galerisinden merdivenler
diazoma’ya doğru yükselir. İçerdeki galerilerden merdivenler tiyatronun üst
bölümüne çıkar. Galerilerin iki ucunda muhtemelen tiyatro çalışanlarının ve
aktörlerin girişini sağlamak için parados’lar bulunmaktaydı. Orkestra yeri yarım daireden biraz daha büyüktür ve sonraki dönemlerde ön
sıralardaki koltuklarda izlemeyi elverişsiz hale getiren uzun ve kalın bir
duvarla örülmüştür. Bu duvar, deniz savaşlarının canlandırılmasında ve diğer
sporlarda orkestra alanının zaman zaman su ile dolmasını engelleyen su geçirmez
pembe bir sıva ile kaplanmıştır; hiç şüphesiz bu alan vahşi hayvan dövüşleri
için de kullanılmıştır. Bu gösterilerde yırtıcı hayvanlar birbirleri ile ya da
gladyatörlerle kapışırlardı. Hatta bazen silahsız insanlar, suçlular, köleler ve
tutuklular vahşi hayvanların karşısına çıkartılır ve onların çaresiz
mücadeleleri kaba bir neşe içinde izlenirdi. Orkestranın arkasında, geniş bir podyum üzerinde sahne binası yükselir. Bu
bina 63 metre uzunluğunda iki katlı cepheden oluşur. Podyumun üzerindeki beş dar
kapı sütunlarla, nişlerle ve heykellerle süslenmiş orkestraya bağlanır ve bunun
alt katında sanatçıların girişini sağlamak için beş adet boşluk vardır. Bu
boşluklar arasında aynı Perge’deki tiyatro gibi Dionysos konulu resimler bulunan
mermer frizler vardır. Sahne binasının rölyefleri bölgede yeni başlayan
restorasyon çalışmaları tamamlanıncaya kadar agora’ya taşınmıştır. Dördüncü yüzyıl boyunca yaşanan tehlikelerden dolayı bu süreçte yeni bir
istihkam duvarı inşa edilmiştir, sahne binasının yüksek arka duvarı bu duvar
için avantaj olmuştur. M.S. altıncı ve beşinci yüzyıllar boyunca tiyatro açık
hava kilisesi olarak kullanılmıştır ve parados bölümleri, zeminleri mozaiklerle
süslenerek küçük kiliselere dönüştürülmüştür. Pamphylia’daki en çeşitli ve güzel tapınaklar Side’dedir. İki muazzam
tapınak, denizde ve limanda, yan yana yarımadanın güney ucunda yer alır. Bu
tapınaklar, M.S. ikinci yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Etrafında bir sıra
sütunu olan Korinth düzenindeki tapınaklar, bütünüyle mermerden oluşur. Kısa
kenarların her birinde altı sütun varken uzun kenarlarda onbir sütun vardır.
M.S. beşinci yüzyılda bu tapınakların önünde geniş bir bazilika inşa edilmiş ve
tapınaklar bazilikanın atrium’unun (avlusunun) içine alınmıştır. Oldukça hasar
görmüş olmalarına rağmen tapınakların biçimleri saptanabilmiştir. Side’nin
koruyucu tanrısı Athena olduğundan tapınaklardan birinin, limanın ve
denizcilerin koruyucusu olan oldukça ünlü Athena’ya adanmış olması muhtemeldir.
Diğer tapınak ise, Apollo’ya ithaf edilmiş olmalıdır. Apollo Tapınağı’nın
restorasyon çalışmaları devam etmektedir. Bu iki tapınaktan başka, bir sıra kemerli caddenin en büyük son meydanının
doğusunda, tanrı adamlara ithaf edilmiş yarım daire biçimli bir tapınak vardır.
Bu tapınağın ana odasına batıdan yüksek podyumun üzerindeki merdivenlerden
girilirdi. Bu merdivenlerin üzerinde dört tane Korinth tarzı sütun vardır. Bu
tapınak M.S. ikinci yüzyıla aittir. Kemerli caddenin ve tiyatronun arasında eski bir Roma tapınağının kalıntıları
vardır. Ön sütunları ve yan tarafın baştan iki sütunu serbest bırakılan ancak
diğer yan ve arka sütunların arasına ana odanın duvarlarının örüldüğü
pseudoperipteral tarzı bu tapınaktan sadece podyum kalmıştır. Podyum
kalıntıları, yedi basamağın üzerinde kuzeyden yükselir. Tapınak duvarının önünde
dört granit Korinth nizamında sütun vardır. Tiyatroya yakın olmasından dolayı,
tapınağın Dionysos’a ait olduğu düşünülür. M.S. üçüncü yüzyılı işaret eden Side’nin üç halk hamamı, kemerli caddede
bulunur. Özel devlet korumasında olan bu güzel bina, 40x50 metre boyutundadır.
Hamamın değişik olan odaları tonozludur. Bu yapının önündeki geniş avlu daha çok
palaestra olarak kullanılırdı. Fazla olan su ihtiyaçlarını karşılamak için Side halkı insanüstü çaba
harcamıştır. Melas Nehri’nin (günümüzün Manavgat Çayı) kaynağından gelen su, şehir
sarnıçlarında toplanıp kil borularla şehre dağıtılmadan önce, iki katlı su
kemerleri üzerinde, kayalara oyulan kanallardan, tonozlu yer altı tünellerinden
ve vadilerden geçerek oldukça maceralı 30 kilometrelik bir yolculuktan sonra
Side’ye ulaşırdı. Side’de şehir surlarının dışında geniş mezarlıklar bulunur. Bugün hala bu
mezarlıklarda, kare basit oyuklar, bölünmüş lahitler ya da tapınak formunda
görkemli anıtlara benzeyen bir çok çeşit mezar görülebilir. Bu alanlar ölülerin
şehri yani necropolis olarak bilinir. Bu mezarların en güzelleri denizin
yanındaki batı mezarlığında bulunabilir. Merdivenlerden çıkılarak ulaşılan bir
podyumun üzerinde dört sütunlu tapınak gibi bir bina vardır. Bu binanın içindeki
mermer lahitler, kemerli nişlerin içinde bulunur. Bu bina M.S. ikinci yüzyıla
aittir ve süslerle bezenmiş avlusuyla birlikle varlıklı bir ailenin mezarı
olduğu sanılır. Side, 1947’den beri Türk arkeologlar tarafından kazılmaktadır ve bu kazılar
aralıklı olarak devam etmektedir. Bu sayfalar Keskin Color A.Ş. tarafından bastırılmış Kayhan Dörtlük’ün
“Antique Cities Guide – Antalya” adlı kitabındaki bilgilerden derlenmiştir.
|